image
Ayasofya'nın 12 sırrı ve bu sırların hikayeleri bu yazımızda. Tılsımlı olduğu düşünülen kapılar, kıyamet tarihinin yazılı olduğu söylenen sütun ve Hz. Meryem’in gözyaşı izleri… Ayasofya’nın okudukça keşfedecek, keşfettikçe seveceğiniz onlarca sırrı var. İşte Ayasofya'nın 12 sırrı ve hikayeleri.

1- Kutsal Kase ile Birlikte Kaybolan Papaz

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiği sırada Ayasofya’nın içerisinde halka vaaz veren papazın,  kâsenin müslümanların eline geçmemesi adına bir kapıdan geçerek kaybolduğu söylenir. Anlatılan efsaneye göre papazın kapıdan geçtiğini gören müslümanların, papazın peşinden gitmek istediklerinde kapının dümdüz bir duvara dönüştüğünü görüyorlar. Söylenen başka bir rivayet ise İstanbul, hıristiyanlar tarafından geri alınırsa papazın geçtiği kapının yeniden açılacağı ve verdiği vaaza kaldığı yerden devam edeceğidir.


 

2- Hz. İsa'nın Kutsal Emanetleri

Ayasofya’ya ait olan ve bilinmeyen bir sürü efsanelerden birisi de Ayasofya’da bulunan Hz. İsa’nın kutsal emanetleridir. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haç ve çarmıha gerildiğinde kullanılan çivilerin Ayasofya’nın gizli bir bölmesinde bulunmaktadır. Bu emanetlere Ayasofya’nın ev sahipliği yapmasındaki sır ise Hz. İsa’nın dünyaya ineceği yerin Ayasofya olduğuna inanılması.
 

3- Hz. Meryem’in Gözyaşlarıyla Delinen Sütun

“Ağlayan direk” olarak da bilinen direğin Hz. Meryem’in evinde bulunduğu söylenmektedir. Hz. İsa’nın yakalandığını ve işkence edildiğini duyan Meryem Ana, gözyaşlarına boğulmuş ve akıttığı yaşlar bu sütunu eritmiş. Ayasofya yapılırken bu sütun Ayasofya’ya getirilmiş ve kilise bu sütunla kutsanmış. Kutsal olarak görülen sütun hakkında pek çok hikaye bulunuyor. Günümüzde Ayasofya’yı ziyaret edenler, Meryem Ana’nın gözyaşıyla oluşan deliği parmaklarıyla çeviriyor ve dilek diliyor. Sütun bu sebeple dilek sütunu olarak da biliniyor.


 

4- İslam Dünyasını Sembolize Eden Levhaların Sırrı

Ayasofya’ya, İstanbul’un fethi ile birlikte camiye dönüştürülmesinden sonra bir İslam mabedi atmosferi yaratmak için pek çok İslami motif eklenmiş. Bunların en önemlisi ise elbette Ayasofya’nın kubbesine yazılan “Allah, göklerin ve yerin nurudur” ayeti. Hz. Muhammed ile birlikte 4 halifenin isimlerinin yazıldığı levhalar ise İslam mabedi yaratılmasında büyük rol oynuyor. Öyle ki; bir dönem müzeye çevrilmek istenen Ayasofya’dan levhalar çıkarılmak istense de bu istek gerçekleştirilememiş. Çünkü levhaların kapılardan geçmesine imkan yokmuş. Kapılardan büyük olan levhaların, bu kadar büyük olmasının gerçek sebebi ise zaten buymuş.


 

5- Kıyametin Tarihi

Ayasofya ile ilgili inanışlardan biri de sütunların birinde kıyametin kopacağı tarihin yazması. Yapının güney girişindeki kapıdan girildiğinde, 3. sütunun üzerinde Hz. Hızır tarafından kıyametin ne zaman kopacağına işaret eden bir tarih bulunuyor. Sütunun üzerinde ise tam olarak şöyle yazıyor: “On Sekizinde Yevm-i Pazar, sene 1038”.
 

6- Ayasofya’daki Tabutun Sırrı

Ayasofya’nın kıble kapılarından ortada yer alanın içerisinde bir tabut bulunuyor. İnanışa göre bu tabut yerinden oynatılırsa Ayasofya’nın yıkılacağı düşünülüyor. Kraliçe Sofya’ya ait olduğu bilinen tabutun üzerindeki kubbede ise 4 melek figürü bulunuyor. Azrail, İsrafil, Cebrail ve Mikail meleklerinin figürleri ile tabut arasındaki ilişki incelendiğinde, tabutun yerinden oynatılması halinde Ayasofya’nın yıkılacağı düşünülmeye başlanmış.
 

7- Taş Kesilen Balıkların Hikayesi

Ayasofya’ya gittiyseniz İmparator Kapısı’nın önünde yer alan balık figürünü görmüşsünüzdür. İçerideki her şey gibi onların da bir hikayesi var. Anlatılanlar, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u kuşattığı sırada Ayasofya’daki papazların balık kızarttığını söylüyor. Tavada kızaran balıklar ise İstanbul’un fethedildiğini anlayınca kızgın yağın içerisinden çıkarak taş kesiliyor.
 

8- Ayasofya’nın Kıble Yönüne Çevrilmesi

Anlatılanlara göre; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra cuma namazını Ayasofya’da kılmak istiyor. İmamlığını da yaptığı namaz sırasında iki kez namazı bozuyor. İlk iki tekbirin ardından üçüncü tekbiri aldığında cuma namazını ancak kıldırabiliyor. Cami ahalisi bunun sebebini sorduğunda ise şu cevabı alıyor: “İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kabe görünsün! Bu niyetle birinci ve ikinci tekbirlerde Kabe görünmeyince namazı bozdum, ancak üçüncü tekbirde gözlerimin önüne geldi.” diyor. Akşemseddin ise olayı şöyle açıklıyor; “Hz. Hızır saf tutmak için gelirken Terler Direk’e (Meryem Ana’nın Ağlayan Sütunu) parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da namaza durdu. Böylece padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kabe’yi tam karşısında gördü.”
 

9- Şeytanın Hapsedildiği Yer: Ayasofya

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi görevini Akşemseddin’e veriyor. Cuma namazına yetiştirilmeye çalışılan Ayasofya’da, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin ilerleme olmayınca Akşemseddin, bunun sebebi olarak şeytanın işçilere verdiği vesveseler olduğunu anlıyor. Bunun üzerine dua edip, Allah’a yakaran Akşemseddin’in duaları kabul oluyor ve Allah, şeytanı Ayasofya’daki bir mermere hapsediyor.
 

10- Kapıların Tılsımı

Ayasofya’da herkesi hayran bırakan kapıların da bir hikâyesi bulunuyor. Anlatılanlara göre Ayasofya’da 361 kapı var fakat 101 tanesi diğerlerinden daha büyüktür. Diğer kapılara göre daha büyük olan 101 kapının tılsımlı olduğu söyleniyor çünkü Ayasofya’nın kapıları sayıldığında her zaman ortaya fazladan bir kapı daha çıkıyor.


 

11- Deisis Mozaiğindeki Sır

Mozaikleri ile göz dolduran Ayasofya’ya, 1264 yılında bir Deisis Mozaiği yapılıyor. Bu mozaikte yer alan Hz. İsa figürünün ise gerçekten Hz. İsa olmadığı söyleniyor. Bunun sebebi ise mozaikte yer alan İsa figürünün sağ kaşı üzerinde yer alan yara izi. Yara izi 11 sayısını işaret ediyor ve bu izin aslında Pisagorcu Tarikat Üyesi Apollon’a ait olduğu biliniyor. “Peki mozaikte neden Apollon var” derseniz cevabı basit: Zorla Hıristiyanlaştırılan Paganlar, mozaiğe İsa figürü yapıyor görünseler de aslında Apollon’u resmediyorlar.


 

12- Pençe Nişanı

Ayasofya’nın güneydoğu tarafındaki kubbelerden birinin desteğinde, yerden tam 6 metre yükseklikte bir iz bulunuyor. Pençeye ya da büyük bir ele benzetilen iz hakkında çeşitli söylentiler var. Bunlardan biri; Fatih Sultan Mehmet’in atının korkması sebebiyle bu sütuna elini dayaması. Atın hareketlerinin ise bu sütunu tahrip ettiği söyleniyor. Hikayeyi cezbedici kılan ise yerin 6 metre yüksekliğindeki bir bölgeye atın ulaşması…
İlk oyu sen ver!
Önceki BlogETKİLİ DERS NASIL ÇALIŞILIR?
Sonraki BlogQUİZİZZ

Yorum yapabilmek için Üye Girişi yapın.

Yorumlar (0)

Hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu yapan sen ol.