image
Futbol, hayatı tanımak ve anlamaktır. Bizler futbolu herkese eşit mesafede olduğu için, ayrım yapmadan herkesi birleştirdiği için sevdik. Futbol, dünyanın en fazla takip edilen spor branşı. Iyi futbolcuları neredeyse süper kahraman ilan edildiği, 2. ligdeki futbolcuların bile kariyerlerinde milyonlarca lira kazandığı futbol ülkemizde de milyonlarca insanın en büyük eğlencesi, hobisi, ilgi kaynağı. 

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'nin de her köşesinde futbol yakından takip edilir. Bir lahmacunun 250 liraya satıldığı bir beach'te de, suyun kuyulardan evlere taşındığı en ücra köy kahvesinde de fubtol aynı tutkuyla izlenir ülkemizde. İnsanlar tuttuğu takımının mağlup olduğu hafta keyifsizdir, iş yerlerine ayak sürüyerek giderler. Hatta bu memleketin futbol düşkünü öğrencileri cebindeki son parayı yemeğe, suya vermek yerine kahvede maç izlemek için verir. Futbol ülkemizde böyle bir tutkuyken, başarının ve seyir zevkinin günden güne bu tutkuyla ters orantılı şekilde ivmesini kaybetmesi insanları da futbola karşı ilgisizleştirdi. Peki bu ilgiyi ve kaliteyi azaltan durumlar neler?

Türkiye'deki futbola en büyük darbe yurtdışından değerinin 3-4 katı bonservis ödenen ve yine hak ettiğinin 3-4 katı maaş alan futbolcuların getirilmesiyle başladı. Kazancın futbolcu, menajer ve yönetimdeki bazı yetkili kişiler tarafından bölüşüldüğü bu pazarlama stratejisinde kaybeden futbolun kendisi oldu. Örneğin; Dönemin İspanya gol kralı Daniel Guiza, 2008 yılında Fenerbahçe'ye tam 14 milyon € transfer bedeliyle getirildi. Başka bir bakış açısıyla, her sene cari açığı olan ülkemizin mali kaynaklarından tam 14 milyon € İspanya'ya aktarıldı. Yıllık garanti ücreti 3.5 milyon € olan Guiza'dan daha fazla maaş alan pek az futbolcu vardı. Bu süreç geçmişten günümüzde daha da kötü bir vaziyet almış durumda. Artık gol krallarını getirmek bir yana dursun, sadece formasının arkasındaki isim için milyonlar veriliyor. Bu durumun son dönemdeki en büyük örneği ise Radamel Falcao. Geldiği günden bu yana Galatasaray'ın oynadığı maçların yarısını sakatlıklar sebebiyle kaçıran Falcao'nun yıllık garanti ücreti 5 milyon €. Yine farklı bir bakış açısıyla, bu ülkede işçinin, memurun, işverenin ödediği vergilerin minimum 5 milyon €'luk kısmı Falcao ailesiyle beraber Kolombiya'ya gönderiliyor. Özellikle altyapıdan futbolcu yetiştirilmesi ve sporcuya verilecek parada üst limitin belirlenmesi bu problemi zamanla ortadan kaldıracaktır.

Türk futboluna vurulan bir diğer darbe ise, Algı Operasyonları. Özellikle 4 büyüklerin medyadaki güçlerini kullanarak her hafta hakem atamalarının hemen peşinden sosyal medya kullanılarak yapılan algılar ve alınan skora göre yapılan değerlendirmeler futbolumuzu baltalayan en büyük unsurlardan. Hakemlerin kendi takımları lehlerine yaptıkları hatalarda yorum yapmayan veya "hakemde insandır, hata yapabilir" diyen yöneticiler ve spor yorumcuları, kendi takımlarının aleyhlerinde yapılan hatalarda ortalığı yakıp yıkıyorlar. Hakemlerin, maç atamalarından önce kampa alınması ve sosyal medya ile bağlantılarının kesilmesi, spor yorumcularına tutarsız yorumları sebebiyle hak mahrumiyeti veya para cezası gibi yaptırımların uygulanması, hakemlerin maç performanslarına göre ödül/ceza değerlendirilmelerinin adaletli yapılması bu sorunu ortadan kaldıracaktır.

Futbolun kalitesini düşüren en büyük sorunlardan biri de topun sahada kalma süresi. Geçmiş senelerde yapılan bir araştırmada Türkiye'de topun sahada kaldığı süre ortalaması 52 dakika. Bu sayı İtalya'da (Serie A) 65, İngiltere'de (Premier Lig) 62, Almanya (Bundesliga) ve İspanya'da (La Liga) ise 61 dakika. Topun sahada kalma süresinin ülkemizde bu kadar az olmasının bazı sebepleri, futbolcuların kendilerini kolaylıkla yere bırakması, galip takım kalecisinin aut vuruşunu neredeyse 1 dakikada vurması gibi gereksiz zaman geçirme çabaları denilebilir. Bu durumun önüne geçmek adına İngiltere Premier Liginde maçlardan sonra bir komite maçı tekrar izleyerek maçta futbola aykırı davrandığı tespit edilen futbolculara para ve men cezaları verebiliyor. Örneğin; hakemi aldatmaya yönelik hareket yapan futbolcuya 2 maç men cezası verilebiliyor. Bu uygulamanın benzeri ülkemizde de uygulanmaya çalışıldı. O dönem Beşiktaş'ın futbolcusu Caner Erkin'in Başakşehir-Beşiktaş maçının 87. dakikasında hakeme ettiği küfürler kameraya yansıdı. Maçı inceleyen komite Caner'e, 2 maç men ve 26.000 TL para cezası aldı. Daha sonra birçok futbolcu kameralara küfür ederek yakalansa da bu uygulama kullanılmadı. Bu uygulamalarda tutarlılığın sağlanması halinde topun oyunda kalma süresi Türkiye'de de 60'ları bulacaktır.

Kaliteyi de, ilgiyi de arttırmak için işi, ehline vermek gerekir. Türkiye'deki diğer spor branşlarıyla futbolu yönetenleri kıyasladığımız da tablo çok net ortaya çıkıyor.. Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Nihat Özdemir, bir iş insanıdır. Geçmiş hayatında futbolculuk, teknik direktörlük gibi bir görevi yoktur. Buna karşılık güncel basketbol federasyonu başkanımız eski milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu, voleybol federasyonu başkanımız ise yine eski voleybolcu Mehmet Akif Üstündağ'dır. 

Sistemin alt yapısını, üst yapısını Turgay Demirel, Harun Erdenay,  Hidayet Türkoğlu gibi basketbolun içinden gelenlerin oluşturmuş olmaları  son 10 yıldaki sayısız başarının en önemli anahtarıdır. Aynı durumu voleybol için de örnek olarak verebiliriz. Kadın voleybolunda dünya 1 numarası olarak adımız anılıyorsa, her sene Voleybol CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi'nde yarı finale 3 takımla kalabiliyorsak burada da en büyük pay sahibi yöneticilerin bu sporun içinden gelmiş olmalarıdır. Aynı durum futbol içinde geçerli olduğunda başarının gelme ihtimali çok daha fazla olacaktır.

Avrupa'nın önde gelen liglerinin başkanlarına bakıldığında da futbolculuk geçmişi olanlar ön plana çıkıyor. İspanya Futbol Federasyonu Başkanı Luis Rubiales, eski bir savunma oyuncusudur. Aynı şekilde Almanya Futbol Federasyonu Başkanı Fritz Keller'de eski bir futbolcudur. 

Ayrıca futbolcu kalitelerinin yetersizliği, beraberliğe oynanan maçlar, bahis şirketlerinin varlığı, Adaletsiz kadro kurmalar, Ekonomik nedenlerde futbolun ülkemizde kalitesinin azalmasını sağlayan diğer etmenlerdir.

Bizler futbolu herkese eşit mesafede olduğu için, sabahtan akşama kadar bir topun peşinden koşarak hayatı öğrettiği için sevdik. Günümüzde bu sevginin başına gelen en büyük kötülük hiç kuşkusuz futbolun endüstriyelleşmesi. Bu endüstriyelleşme devam ettikçe, futboldaki dostça rekabet yerine, kişilerin ve kurumların bu pastadan en büyük payı alma hırsı oldukça futbolda kalite ve futbola ilgi günden güne daha da düşecektir. Biz futbol için futbol anlayışını seviyoruz, istiyoruz.
İlk oyu sen ver!
Önceki BlogBİR GARİP CANLI: DENİZANASI
Sonraki BlogBİTCOİN'E YATIRIM YAPMALI MIYIM?

Yorum yapabilmek için Üye Girişi yapın.

Yorumlar (0)

Hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu yapan sen ol.